Otizm: Dünyayı Bir Büyütecin Arkasından Görmek

Yakın zamanda normalde okuduğum kitaplardan oldukça farklı bir konuya sahip olan ve bu nedenle önceliklendirmediğim The World Through A Magnifying Glass kitabına tekrar rastladım. Ani bir merak patlamasıyla - ve oldukça kısa olmasının da katkısıyla okuma listemin başına ekledim.

Kitabın temel tezi şu: otizm spektrumundaki insanlar, ceteris paribus, nörotipiklere (otizm spektrumunda olmayanlara) kıyasla dünyayı aynen bir büyütecin arkasından bakarmış gibi daha yüksek çözünürlükte ve detaylı görüyorlar. Ancak bunun da bir bedeli var: bir kitaba büyüteçten baktığınızda normalden daha az kelime görürsünüz. Aynı şekilde otizm spektrumundaki bireyler de odaklandıkları şeylerin bağlamlarından daha az algılıyorlar, yani metafora geri dönersek "etraftaki kelimeleri görmüyorlar". Yazar bu tezden yola çıkarak otizm spektrumunda rastlanılan bazı davranış anomalilerini açıklamaya çalışıyor.

İlginç olan ve belirtilmem gerektiğim bir noktayı da aradan çıkarayayım: kitabın yazarı Luca Dellanna, Isaiah Berlin'in entelektüel sınıflandırmasında tilki arketipine tekabül ediyor. Yani ilgilendiği alana özel teorik bilgilerden çıkarım yapmaktansa genel geçer bazı düşünme gereçlerini birçok alana uygulamaya çalışan bir polimat. Sadede gelirsek kendisi bir psikolog, psikiyatr, sinirbilimci vb. değil.

Akademinin verimli bir sistem olduğuna inanıyorsanız verimli1 piyasalar hipotezine dayanarak disiplinin dışından gelen bir düşünürün görüşlerini görmezden gelebilirsiniz. Ben, sosisin nasıl yapıldığına şahit oldum ve bu nedenle birçok disiplinin dışarıdan gelen yetkin bir kontraryenin istifade edebileceği birçok verimsizliğe sahip olduğuna yürekten inanıyorum.

Kitapta verilecek örneği tekrarlayacak olursam: Deney 1: Siyah T harfleri arasında X bulma 1998 yılında yapılan bir deneyde nörotipik ve otistik olarak gruplara ayrılan çocuklardan önce hepsi siyah olan T harflerinin arasından (yine siyah olan) bir X harfini bulması istenmişti. Bu görevde nörotipik çocuklar daha başarılı oldular. Dellanna'nın teorisine göre nörotipik çocukların "büyüteçlerinin büyütme güçleri daha az" olduğu için daha fazla harfi aynı anda görebiliyorlardı.

Deney 2: Renkli harfler arasında yeşil X bulma Deneyin ikinci aşamasında çocuklardan yeşil ve kırmızı X ve T harflerinin arasından yeşil bir X harfini bulmaları istendi. Bu sefer otizm spektrumundaki çocuklar daha başarılı oldu. Peki neden? Daha fazla harfi anda görebilen nörotipik çocukların yine daha başarılı olması gerekmez miydi? Dellanna'ya göre cevap "hayır":

İkinci görev ilk görevden önemli bir açıdan ayrılıyordu: detaylara daha fazla dikkat etmeyi gerektiriyordu. Tam da bu nedenden dolayı "büyüteçlerinin büyütme gücü daha fazla" olan çocuklar daha başarılı olmuştu.

Böyle bir ex post analiz, bu kadar iddialı bir teoriyi desteklemek için tek başına zayıf kalıyor. Ancak Dellanna'nın teorisini desteklemek için kullandığı tek delil bu değil.

Otizm = Sayısalcılık?

Eğer benim gibiyseniz muhtemelen otizm spektrumundaki bireylerin sayısal alanlara yatkın olduğuna dair stereotipe sıkça şahit olmuşsunuzdur. Peki bu stereotipte gerçeklik payı olabilir mi?

Kitapta alanlar/eylemler, bağlamın mı detayların mı daha önemli olduğuna göre ikiye ayrılıyor. Bazı bağlam odaklı örnekler şunlar: basketbol, hatiplik, ve tabii ki flört etmek. Detay odaklı olan örneklerse şunlar: bilgisayar mühendisliği, fizik, matematik.

Bu iki küme, başka hangi açılardan birbirinden ayrılıyor? Dellanna'ya göre şu üç eksendeki konumlarına göre: içsellik-dışsallık, modülarite-bütünlük, kesinlik-muğlaklık.

İçsellik - Dışsallık

İlk gruptaki alanlarda/eylemlerde "şeyler" kendi başlarına, yani bağlamdan ayrı olarak, fazla şey ifade etmiyor. Yer aldıkları bağlama göre birbirleriyle taban tabana zıt anlamlara gelebiliyorlar! Örnek verecek olursam: "Ankara Türkiye'nin en güzel şehri" cümlesi söylendiği ses tonuna bağlı olarak (sarkastik bir ses tonu hayal edin) "Bariz biçimde Ankara Türkiye'nin en güzel şehri değil" anlamına da gelebilir. Kelimeler, sıralanma şekilleri, ses tonu, söylendikleri ortam... Hepsi birbiriyle etkileşime girerek anlamı belirler. Fizik gibi bilimler böyle değildir zirâ bu tarz disiplinlerin temelinde soyutlama ve indirgemecilik yatar. Yavru köpeklerden oluşan sistemlerle bilgisayarlardan oluşan sistemler için farklı termodinamik yasaları yoktur. Termodinamiğin üçüncü kanununun bu sistemler için geçerli olup olmadığını bulmak istiyorsak sistemlerin nelerde oluştuğu gibi mikroyapısal özelliklere değil, sistemlerin açık mı kapalı mı olduğu gibi makroyapısal özelliklere bakarız.

Modülarite/integralite

Bir dili akıcı bir şekilde konuşmak istiyorsanız gramerin çoğunda ustalaşmak zorundasınız. Sadece kelimelerin çoğul formlarını türetmeyi öğrenmek kendi başına pek bir şey kazandırmaz. Örneğin matematik ise çok daha modülerdir: bazı temel bilgiler her alt dal için geçerli olsa da topoloji bilginiz olmadan kombinatorikte uzmanlaşabilirsiniz.

Kesinlik/bulanıklık

Basketbolda %100 başarı sağlayan bir atış tekniği yoktur, basktebol (eğer robotlar oynamıyorsa) kesinliğe müsaade etmez. Matematikte ise bir teorem ispatlanmışsa her zaman geçerli olacağı kesindir. Fizik veya bilgisayar mühendisliği, aynı kesinliği sağlamasa dahi (teorik bilgisayar bilimi bir istisna olarak kabul edilebilir) basketboldaki bulanıklıktan yoksundur.

Veri Bize Ne Söylüyor?

İlk başta kontrol etmemiz gereken şey, bu iki kategorideki alanlarda otizm spektrumundaki bireylerin ne kadar temsil edildiği. Gerçekten de araştırmalar defaatle gösteriyor ki otizm spektrumundaki bireyler sayısal lisans programlarında orantısızca fazla temsil ediliyor. Mesela Hollanda'da yapılan 27143 kişilik örneklemli bir araştırmada spektrumdaki öğrencilerin %55.7'sinin sayısal bölümleri tercih ettiği, nörotipik öğrenciler için ise bu oranın yalnızca %28 olduğu görülmüş.2 Benzer şekilde, ABD'de 11000 lise öğrencisinin dahil edildiği bir araştırmada yine otizmli öğrencilerin %34.3'ünün sayısal bölümleri seçtiği, buna kıyasla nörotipik öğrencilerin sadece %22.8'inin sayısal bölüm tercihi yaptığı rapor edilmiş.3 Son olarak Cambridge Üniversitesinde yürütülen bir araştırmada 378 matematik öğrencisini ve başka bölümlerden (hukuk, tıp, sosyal bilimler vb.) 418 kişilik bir kontrol grubuyla yapılan bir çalışma da benzer bir sonuç vermiş: matematik öğrencilerinin %1.85'inin otizm tanısı varken, bu oranın kontrol grubu öğrencileri için yalnızca %0.24 olduğu keşfedilmiş4.

Peki otizm spektrumundakilerin temsilinin en iyi prediktörleri gerçekten Dellanna'nın üç ekseninde hangi kutuba ne kadar yakın oldukları mı? Ama bunu ayakları yere basan bir şekilde tartışmak için önce bu kavramların (içsellik-dışsallık, modülarite-bütünlük, kesinlik-bulanıklık) operasyonel tanımlarını yapmalıyız. Dellanna bu üç eksenin sezgisel tanımlarını yapmış ancak hipotezinin doğruluğunu denetlemek istiyorsak bu sezgisel tanımları, operasyonel tanımlarla ikame etmeliyiz.

İçsellik-dışsallık eksenini, bir bileşenin anlamının bağlamdan koparılmaya yahut başka bir bağlama yerleştirilmeye ne kadar dirençli olduğu şeklinde operasyonalize edebiliriz. Bu manipülasyonlara rağmen bileşen anlamını nispeten büyük ölçüde koruyorsa içsel olduğunu, aksi takdirde dışsal olduğunu söyleyebiliriz. Bağlam manipülasyonu, ses tonunu ya da yüz ifadesini değiştirerek, veya öncesinde/sonrasında yer alan bilgileri değiştirerek yapılabilir. Buradaki olası bir sorun, yapılan manipülasyonun ne kadar kayda değer olduğunu nicelleştirmenin zorluğu olabilir. Bunu yapmak için bir tür "birim pertürbasyon" tanımlamak gerekecektir. Başka bir yaklaşım, makina öğrenmesi modellerinin bağlamdan izole bir şekilde ve bağlamla beraber tahmin yapmasını istemek ve bu iki modelin performansları arasındaki farkı ölçmek olabilir. Dikkat edilmesi gereken şey, izole edilecek bileşen için bir tür "büyüklük" kriteri belirlenmesidir. Aksi takdirde, araştırmacıların seçimleri sonuçlara yanlılık katabilir. Buna rağmen ikinci yaklaşım, replikasyon ve maliyet açısından daha kolay olacağı için daha ümit verici olduğuna kânîyim.

Modülarite-bütünsellik eksenini Dellanna, bir alanın birim alt yeteneklere ayrılabilme, bu alt yeteneklerin birbirinden bağımsız şekilde öğrenilebilme, ve farklı şekillerde dizilebilme (rearanje edilebilme) kolaylığı şeklinde tanımlamıştı. Bunu ölçmenin diğer eksenlere göre daha basit olduğunu düşünüyorum. Basitçe becerileri alt-becerilere bölelim sonra denekleri hem bu alt-becerilerde birer birer hem de bu alt-becerilerden mürekkep olan becerilerde sınayalım. Sonra şunlardan hangisinin bileşik beceriyi en iyi tahmin ettiğini kontrol edelim: alt-becerilerin testlerinin puanlarının toplamı, en düşük puan (zincirin en zayıf halkası veya darboğaz mantığı olarak adlandırılabilir), veya alt-becerilerin birbiriyle etkileşebildiği bir model. Diğer iki modelin, ilk modelden tahmin gücünün farkına göre becerileri modüler-bütünsel olarak derecelendirebiliriz.

Kesinlik-bulanıklık eksenini operasyonel bir biçimde tanımlamadan önce kesinlik kavramını şu üç karakteristik halinde çözümleyebiliriz: kırılganlık, yüksek tavan, başarının objektif bir biçimde ölçülebilmesi (belirlilik). Kırılganlık, küçük hataların büyük zararlara sebep olabilmesi şeklinde tanımlanabilir. Buna örnek olarak programlamayı verebiliriz. Programlamada tek bir virgülün eksik olması dahi kodu tamamen işlevsiz kılabilir. Basketbolda ise topun atılış açısının 2 derece değişmesi genelde pek büyük bir fark yaratmaz. Yüksek tavan, yeterince becerikli uzmanların yeterli pratik sonucu mükemmel ya da mükemmele yakın performansa ulaşabilmesini ifade eder. Matematikte bu mümkünken basketbolda değildir: en yetenekli basketbolcular dahi serbest atışlarda %100 başarıya ulaşamaz. Belirlilik ise başarının "objektif" bir biçimde ölçülebilmesiyle alakalıdır. Bunu ölçmek için birbirinden bağımsız değerleyicilerin ne kadar uzlaştıklarına bakabiliriz. Neyse ki bunun için kullanabileceğimiz birçok matematiksel araç mevcut: Cohen'in kappa katsayısı, Krippendorff'un alfa katsayısı, ve sınıflararası korelasyon katsayısı (ICC ya da uzun haliyle "Interclass Correlation Coefficient").

Yüksek Geçiren Filtre Hipotezi

Luca Dellanna, kitabın son bölümünde argümanını formalize ediyor ve bu bölümde hipotezini "yüksek geçiren filtre hipotezi" (The High-Pass Filter Hypothesis) olarak adlandırıyor.5 Bu hipotez, adını sinyal işlemedeki bir kavramdan alıyor. Özetlemek gerekirse yüksek geçiren filtreler yüksek frekanslı sinyalleri geçirirken düşük frekanslı sinyalleri engellerler. Tam tersi olan düşük geçiren filtreler de, tahmin edebileceğiniz gibi, düşük frekanslı sinyalleri geçirip yüksek frekanslı sinyalleri engeller. Dellanna'nın benzetmesine göre zihinlerimiz (hem otizm spektrumundakiler hem de nörotipiklerin zihinleri!) yüksek geçiren filtrelere benziyor. Bu "filtre", yerel varyasyonları (detayları) daha iyi algılamamızı sağlarken çevresel özellikleri (bağlamı) kısmen kaçırabilmemize yol açıyor. Otizm spektrumundakilerin farklılığı ise filtrelerinin daha "güçlü" olması: geçecek detayların daha küçük olması gerekiyor ve geçen detaylar filtre tarafından daha belirgin hale getiriliyor. Kısacası otizm spektrumundaki insanlar detaylara odaklanırken "büyük resmi" kaçırabiliyorlar.

Dellanna'nın verdiği şu örüntü örneğini düşünün: kural iki dört kenarlıdan sonra daire gelmesi olsun.

romboid, kare, daire, üçgen, kare, romboid, daire, yıldız, kare, yıldız, yamuk, kare, daire

Otizm spektrumundaki biri bu örüntüyü meydana getiren şekilleri olduğu gibi algılarken nörotipik biri muhtemelen tüm dört kenarlı şekilleri kare olarak algılayacak ve örüntünün kuralını anlaması böylece daha kolay olacaktır.

"Anti-Aspergerler" Nerede?

Eğer yüksek geçiren filtre hipotezi doğruysa filtreleri düşük geçiren insanlar da olabilir mi? Dellanna'ya göre cevap "evet". Bu insanlar, detayları algılamak ve yorumlamakta zorlanırken tamamen bağlama dayalı akıl yürüten insanlar olacaklardır. Böyle insanların sosyal ilişkilerde iyi olup matematikte kötü olmalarını bekleyebiliriz. Bu bana Williams sendromu hastalarının davranışsal fenotipini çağrıştırıyor. Ancak benzer davranışsal fenotipe sahip olup da yüksek bilişsel fonksiyona sahip insanlar, yani bir nevi "anti-Aspergerler", var mı? Dellanna'ya göre böyle kişiler otizm spektrumundakiler kadar bariz olmayabilir zira matematikte veya fizikte kötü olmak sosyal ilişkilerde kötü olmak kadar büyük bir dezavantaj değil, en azından mevcut kültürümüzde.

1

Türkçede standart olarak "etkin piyasalar hipotezi" deniyormuş ancak bu çeviri bana göre yanlış

2

T. Bakker, L. Krabbendam, S. Bhulai, and S. Begeer, "Background and enrollment characteristics of students with autism in higher education," Research in Autism Spectrum Disorders, vol. 67, p. 101424, Nov. 2019, doi: 10.1016/j.rasd.2019.101424.

4

S. Baron-Cohen, S. Wheelwright, A. Burtenshaw, and E. Hobson, "Mathematical Talent is Linked to Autism," Hum Nat, vol. 18, no. 2, pp. 125–131, Sept. 2007, doi: 10.1007/s12110-007-9014-0.

3

X. Wei, J. W. Yu, P. Shattuck, M. McCracken, and J. Blackorby, "Science, Technology, Engineering, and Mathematics (STEM) Participation Among College Students with an Autism Spectrum Disorder," J Autism Dev Disord, vol. 43, no. 7, pp. 1539–1546, July 2013, doi: 10.1007/s10803-012-1700-z.

5

L. Dellanna, "The High-Pass Filter Hypothesis for Autism Spectrum Disorder (ASD)," Feb. 25, 2018, PsyArXiv. doi: 10.31234/osf.io/xm5ca.